Sanat kavramının ve alt başlıklarının bireysel açıklaması…

Sanat kavramının ve alt başlıklarının bireysel açıklaması…

Mart 3, 2012
in Category: Denemeler
0 364 0

 

 

Sanat nedir?. Sanatçı nedir? Nasıl olmalıdır? Neye göre sanat ve sanatçı? Hangi gerçekliğe göre sanat eseri veya şaheser? Belki de sanat tarihinin ayrılıklarının ve bütünleştirici özelliklerinin bütününde özetlenebilecek tek sorun.

Sanat var olduğu toplumunun birikimlerinin bir dışa vurumudur. Toplumun ihtiyacından doğmuştur. Bir nevi bilim gibidir. Mısırda Nil’ in şımarıklık yapması, geometri ve matematiği köklendirirken aynı toplum içinde piramitler, mezar odaları resimleri ve heykelcikleri de yapılan çalışmalar sanatının şekillenmesini sağlamıştır. Mezar odalarının bezenmesi tamamen inançlarından gelen bir zorunluluktu. Yani gerekliğiydi. İhtiyaca cevap verilebilecek basit uygulamalardan yola çıkılarak mükemmeliyetçiliğe ulaşan bir istikametti. Onların yaptıkları sanat eserimiydi hayır. Biz öyle adlandırdık. Onlar tamamen ihtiyaca yönelikti. Antik Yunan da durum daha farklımıydı? Cevap tabi ki hayırdır. Oradaki durum zenginlik içindeki toplumların can sıkıntıları içinde ortaya çıkardığı zorunlu gerçek mitlerin somutlaştırılmasıydı. Durum inanç sistemlerindeki zayıf inandırıcılık durumunu sağlam bir zemine oturtmaktı. Zeus’u somutlaştırmak ve ona ve de onlara inanabilmekti. Bunun içinde sanat gerekliğiydi. Ortaya çıkardıkları olgunun onlarda farkında değildi. Bu olgu öğle serpilecekti ki, kendinden yüzyıllar sonra beraberinde getirdiği Zeus ve diğerleri ortaçağ Avrupa’sında da yer bulabilecekti. Bu eksende felsefede bu somutlaştırılmaya ve inanç sistemine karşı bir duruş sergileyerek ortaya çıktı. Gözlem ve doğa, bunun sonucunda ilk sorun ve ardından mitler hakkındaki sorgulayıcı tutumlar. Böylelikle toplumun bir ihtiyacı daha ortaya çıktı sistemli düşünme sonucu oluşan merak ve bunun meyvesi felsefe ve hoş geldin Aristo. Bu durumda tamamen ihtiyaçtı, fakat biz buna da felsefe adını koyduk. Artık insan çevresini ve varoluşluğunun sebebini sorguluyordu. Bu sorgu cevapsız olacak birçok sorunun temeli oluşturacaktı. Felsefe bundan sonra sanatın paralelinde toplumdan beslenen ikinci belirleyici eleman olacaktı. İhtiyacın eksindeki gelişen sanat felsefesinde yardımıyla artık yoluna devam edecekti. Yalnız sanat birikerek ilerken yani bilim gibi, felsefe ise düşünce temelli olduğundan sadece çeşitlenecekti. Bu durum ilerde soyutlamanın sanata girmesiyle felsefenin ve sanatın nikâh tazelemesi olacaktı. Soyutlamanın figür tabanlı değil düşünce zemininde bir sanat olması felsefeyle arasında bir köprü kuracak böylelikle her aslında her sanatçı bir filozof olacaktı. Fakat bu temellendirme de epey zaman alacaktı. Sanat ve Bilim ihtiyaçtan doğan olgularken felsefe de varolan ve varolmayanı sorgulamak amacıyla köklenmesine başladı. İlk zamanlar o kadar ileri gitti ki felsefe, sofistler tarafından dönemde var olan inanç sistemi bile kendi içinde çelişkilere götürürdü. Tarihsel perspektifte dönem anlayışı bir sonraki dönemin tetikleyicisi oldu. Fakat her gelen bir önceki yargılamakla ve ona alternatif olarak doğdu. Buda gelişimi gösterdi. Durum dönemsel üsluplarda birbirini reddederek bir çeşitlenme söz konusu oldu. Bu arada bilim sanat ve felsefe ile yollarını ayırdı. Çünkü bilim bir öncekine ihtiyaç duyuyordu ve düşünce ile ilgili değildi. İşi açıklamak ve neden sonuç ilişkisini sormaktı. Doğa ve maddenin her türlüsünü kendine malzeme olarak mutfağında bulundurmak durumundaydı. Bir önceki adımlar ise onun yol göstericisiydi. Teknik acıdan sanatın yardımcısıydı ama pratikte sanatta hata yoktu. Çünkü sanat toplumun düşüncesini estetik bağlamda şekillendiriyordu. İlk önce toplumun onu şekillendirmesi ve ortaya çıkarmasını bekliyor. Sonra da toplumun şekillendirilmesinde görev alıyordu. Bilim ise sanatın anlaşılabilir olma yolundaki pratik ve teknik ihtiyaçlarını tedarikte sanata bulaşıyordu. Sanat kendi içinde bir bütündü. Fakat bütünün içindeki parçalar olmadan bütünün varlığı olamayacağı için, parçalardan oluşan bir bütün olarak nitelendirilmek daha doğru olur. Yani parçalar olmasa bütün olmaz. Bu parçalar çeşitli dönemlerin sanat içindeki temsilcileridir. Ve o bütün hiçbir zaman tam bir bütün olamayacaktır. Çünkü sanat bir yaratının ortaya çıkması sonuncu varolabilme durumuna sahip olan bir olgudur. Yani hiçbir zaman evrensel mükemmeli yakalayamayacaktır. Fakat kendi içinde dönemsel mükemmelleri bünyesinde barındıracaktır. Bundan dolayıdır ki, Sanat sadece düşüncenin yani toplumun ihtiyaçlarına göre sürekli değişkenlik gösteren bir durum arz edecektir. İnsanlık gelişir fakat insan gelişmez, bundan milyon yıl önceki insanla şimdiki insan arasında fazla bir fark yoktur. Bundan dolayı sanatın bir diğer yanı ortaya çıkar ki bu, asla yok olmayacağıdır. Yani bundan 2000 yıl sonra bir Monalisa daha yapılabilecektir. Teknik hemen hemen aynı olacaktır. Çünkü sanat bireyselcidir. Temelde tek bir düşünce içinde şekillendirildiği için birbirinden farkı yoktur. Fakat tarz olarak belirleyici özelliğini bulunduğu toplumdan alır.

Sanat tamamen özgür değildir. Bu bağlamda kısa bir genellemede sanat bulunduğu toplumun düşünce yapısına göre şekillenen bireysel bir dışa vurumdur.

Herkes sanatçıdır. Bir yaratı içinde her ne olursa olsun ortaya çıkan her şey bir sanat eseridir ve bunu ortaya çıkaran her kimse o da sanatçıdır. Bu bağlamda sanatçı ve sanat eserinin beslendiği tek kaynak insan duygusudur. İnsanın hisselerine olumlu veya olumsuz ulaşabilen her şey sanat eseridir. Her kim bir yaratı ortaya koyuyorsa sanatçıdır. Çünkü sanatçı temelde etkileyici olmak ister, buradan da şu sonuç çıkar ortaya konmaya çalışılan yaratı temelde insanı etkilemeye yönelik olduğundan dolayı duygularda olumsuz bir etki yapması istisnai durumlarda söz konusu değildir. Ama şu var ki, burada belirleyici olan yaratının sahibidir. Çünkü etkileyici olmayı ister. Bundan yola çıkarak ta ne kadar etkileyici olursa o kadar güzele yaklaşmış demektir. Bu bağlamda ortaya çıkan sanat eserinin ölçütü güzele olan mesafesidir.

Sanat eserini ortaya koyan sanatçı tamamen düşünce alanı içinde ortaya bir şey çıkardığından dolayı dehadır. Fakat her deha aynı düzeyde değildir. Burada belirleyici olan güzele yani bireyde bulanan hoşlanma duygusuna en hızlı ve yüksek seviye de ulaşılması bakımından bir sınıflandırma söz konusudur.  Sınıflandırma da bireyden bireye değişkenlik gösterir. Buda dehanın da bireyselci bir anlayış olduğuna götürür. Sanatta hiçbir zaman genel geçer bir deha kavramı olamaz, olmayacaktır. Kitleleri etkileyen bir şairin ölçütü onun çok iyi bir gözlemci ve düşünceyi çok iyi şekilde somutlaştıran bir kişi olmasından ileri gitmez. Burada dehanın ayrıldığı bir değer sınıf değeri ise olmayanı yani yapılmamış olanı yaparak duyguya ulaşabilmesidir. Böylelikle diğer dehalardan ayrılabilmektir. Buradan yola çıkarak düşüncesini en etkileyici biçimde aktarabilen sanatçı dehadır. Burada dehanın eğitilmesi tamamen görecelidir. Yani çok eğitimli bir dehayla, eğitimsiz bir deha arasında en önemli ayrım kimin daha etkileyici olduğudur. Eğitimsiz deha daha etkileyicisiyle o dehadan daha dehadır. Kime gör bu ayrım söz konusudur. Önce bireye göre, temelde bireyi etkilemek önemlidir. Sonra da kitleyi etkilemektir. Bu bağlamda sanatçı bireyi ve kitleyi etkileyebildiği ölçüde derecelendirilebilir. Yalnız şu yanlış olur. En etkileyici sanatçı ile diğerleri arasında bir ayrım olamaz, çünkü temelde sanatçının önünde gelen yaratı ve sonrasında gelen etkilenmenin azlığı veya çokluğu onun sanatçı kimliğini zedelemez. Sanatçı bulunduğu toplumdan beslenir ama bulunduğu toplumdan bağımsız yaşar, onun için sanatçıdır. Sanatın bütünlüğü içinde tarihsel sıralamayı bir kenara bıraktığımızda, hepsinin ortak amacı varolan materyalle yaratı eylemini düşünceden yola çıkarak somutlaştırmaktır. Sanat kendi içinde kollara ayrılır. Edebiyatla ve plastik sanatları ayrı düşünmek lazımdır. Çünkü resim ve heykel bir olayı direkt anlatımla gerçekleştirir. Buna nazaran daha kolaydır. Görsel sanatlar anlık hazlarla temellen dirilebilir. Lakin işin teknik ve detaylarında deha sınıflandırılması gerçekleştirilir. Şöyle ki ilk izlenimde etkileyen sanatçı birey için deha sıfatını hak eder. Ayrıntılarında sıfatın kalıcılığı pekişmiş olur. Edebiyatta ise durum daha detaylı ve karmaşıktır. Çünkü düşünceyi somutlaştırmakta kullanılan yöntem yazıdır. Burada sanatçının etkileyici olması için yazının bütün bilgisine sahip olması gerekir. Resimde ise biraz boya ve tuval yaratıcılık için en aza indirgenmiş materyal olarak tatmin edici olabilmekte iken, edebiyatta ise durum daha karmaşıktır. Dilin kullanımını çok iyi bilmek ve yazıya etkileyici biçimde aktarmak esastır. Burada yine bireyselcilik önem kazanır. Çünkü edebiyatçı veya şair bireyi etkileyebildiği ölçüde birey gözünde sanatçıdır. Bu etkileme yine elindekini kullanabilme durumuna göre çeşitlilik kazanır. Yine sanatçının sanatçılığından bir şey götürmez. Yazıda da yaratı işlemini yapan kimse sanatçıdır. Fakat bunun sıfatlandırılması ve sınıflandırılması bireye göre değişkenlik gösterir. Bir yazar yazdığı bir metin veya bir şiir ile bireyi etkileyebiliyorsa işte o bağlamda sanatçıdır.

Netice de örnekler çoğaltılabilir. Sanatçı ortaya çıkardığı eserle bireyi ne kadar etkilerse birey gözünde o kadar sanatçıdır. Temelde her hangi bir yaratı eyleminde bulanan kişi sanatçı, eylem sonunda ortaya çıkanda sanat eseridir. Bu durumu yargılayacak bir otorite olması söz konusu bile değildir. Temelde düşünce tabanlı olan sanat eseri zamansal ve mekânsal bir olgunun dışa vurumdur. Bu dışa vurumda toplumsal gerçekçilikte etkilidir. Sanatçı toplumunun ihtiyaçları çerçevesinde sanatını icra eder. Diğer biçimde ise inandırıcılık ve etkileyicilik söz konusu bile olamaz. Sanat eseri ve sanatçı bir yaratının sonucunda bireye göre; bireyi etkileyebildiği ölçüde adlandırılabilir.

, , , , , , , , , , , , ,
%d blogcu bunu beğendi: